İMKB Değerleri
  • USD2.34 USD
  • EURO2.79 EURO
  • Altın88.81 Altın
  • Benzin4.19 Benzin
  • İMKB 30115,458.52 İMKB 30
  • IMKB 10093,848.42 IMKB 100

SON Dakika

  • Eklenme Tarihi :
  • 10 Aralık 2013, Salı 09:08

Hangi Yürek, Sevdiğini - Eşini Paylaşır?

takip edin
Hangi Yürek, Sevdiğini - Eşini Paylaşır?
0/10 (0 kişi)
Facebook Twitter

Ben kendime kusur etmişim.

Kadınların içlerinin acısıdır herhalde.

Eşini paylaşmak…

İnsan sevdiğini nasıl paylaşabilir. Paylaşıyorsa bunun adı da sevgi mi olur?

Bir abla vardı. Ondan dinlemiştim onun dünyasındaki kumalığı…

Uzun yıllar geçmiş, hem eşi hem de kuması vefat edeli çok olmuştu.

Abla hala anlatırken ağlıyordu.

Hala anlatırken kumasını kıskanıyordu.

Hala anlatırken eşine kin duyuyordu.

Bu yaşında bile ölmüş eşini kıskanıyordu. O zamanlar gençtim. Tam düşünme yeteneğine sahip değildim; onu anlayamamıştım.

“Hala kızıyor musun?” diye sormuştum...

“Hiç kızmadığım gün, zaman olmadı ki. Tabi kızarım. Benim ne suçum günahım vardı. Üstüme kuma getirdi.”

“Nasıl eve mi getirdi. Adama bak yahu. Keyfe bak.”

Şimdi düşünüyorum da acaba o kıymetli hanımın acıyan yarasını ben daha da acıtmışmıydım?

O yılların içini yumuşatamamış haliyle acısını bir daha hissetmiş, belkide ben bilmeden sorularımla onu acı hatıralarına götürmüştüm.

Abla şöyle anlatmıştı. Hatırladıklarımdan toparlayabildiklerim:

Biz büyük bir sevda ile evlenmiştik. Ben olmazı olur yapmıştım. Onunla evlenmem bir mucizeydi. O köyün fakiri, çulsuz. Ben köyün durumu iyi olanlarından birinin kızı...

Ben okuyorum üstelik. Rahmetli babam kız erkek ayırmazdı.

Kızımda okuyacak, oğlumda” derdi…  

Sonra onu bir İstanbul gelişinde gördüm. Âşık oldum. Oda bana sevdalanmış. Öyle demişti. Hatta demiştiki:

“Gönlüm seni görünce sevdalandı. Uykularıma keder geldi.”

Ailem istemedi onu… Olsun dedik seviyoruz, biz çok aşığız, evleneceğiz.

Evlendik.

Evlendikte ne oldu?

Sıkıntılar başladı bir zaman sonra.

Ben alışmışım bolluğa berekete, o alışmış özgür gezmelere.

Başladı mı huzursuzluğumuz.

Ben okulumu da bırakmıştım. Bacılarım okuyorlar, abilerim, kardeşim okuyorlar…

Ben sevdiğim adama vardım. Vardım da iyi ettim!

Bir çocuk ardından bir de ikizlerimiz geldi ki. Ben meşgul, benim adam meşgul. İkimizin birbirine zamanı yok.

Benim üç küçük çocuğum var. Darlık bir yandan… Neyi nerede yetiştireceğim bilmiyorum. Çoluk, çocuk ev işi geçim derdi. Zamanım yok ki adama hesap sorayım, diyeyim ki:

“Hey be insafı kuruyasıca kaç gündür neredesin? Bu evdekiler bu çoluk çocuk ne yer ne içer?”

Kimin umurunda. Ben feleği şaşmış haldeyim. Çocuklarımda bir sık hastalanıyorlar ki sorma gitsin. Sonra bir gece! Kocam geldi. Yanında bir kadınla...

Ben kapıda, öylece, durmuşla donmuş arası; bir şaşkın, bir afal halde. Öylesine!

Kocam bana kuma getirmiş!

Kocam bu dar evde, dar boğazda bir kadın daha almış gelmişti.

“Bundan böyle oda burada bizimle yaşayacak. Kendisi benim ikinci karım. Ona göre bilesin ona göre saygıda kusur etmeyesin.”

“Saygıda kusur etmek!”

“Ben elin kadınına ne kusur edeceğim. Ben kendime kusur etmişim.

Benim üstüme kuma geldiği günlerde ablam hukuk fakültesini bitiriyordu.

Kardeşlerim okuyorlardı.

Ben cahil kalmıştım.

Beni anlamıyorlardı.

Beni dinlemiyorlardı.

Onlar cahil değildiler.

Ben cahil kalmıştım.

Hem de ne için.

Üstüme kuma gelsin diye.

Üç çocukla sel sefil olayım diye.

Anamdan, babamdan uzakta – çok uzakta beni tanımayanların beni bilmeyenlerin arasında yaşayayım diye.

Ben o kadınla o evde beş yıl yaşadım. Kadın iki de çocuk doğurdu. Çocuklarına da ben baktım. Kadın çalışıyordu. Bir fabrikada işçiydi.

İşe gidiyordu. Ya da gelince yorgunum diye yatıyordu.

Çocuklarına kim bakacak, ben baktım…

Kadın sonra benim adamı da aldı, bu ev bize dar ben bu kalabalıktan bıktım usandım dedi.

Kendi çocuklarım bildiğim iki oğlanı da aldı gitti.

Ben kaldım mı ortada.

Anamı, babamı dinlemedim. Evlenme dediler evlendim.

Bu adamdan koca olmaz dediler, olur dedim.

Kuma getirdi üstüne çık gel. Al çocuklarını da gel. Biz bakarız dediler, gidemedim.

Koca gitti, üç çocuk ben, iki göz oda…

Ne yapacağım. Evlere temizliğe giderim dedim. Birde babayiğidim ki sorma,

“Çoluğumu çocuğumu kimseye muhtaç etmem.”

Çalışırım… Ne yaparım. Herzaman yaptığımı; temizlik… Başka ne bilirim ki.

Ben temizliği iyi bilirim.

Hayatımda en iyi onu öğrendim. Başka bir şey bilmem ki.

Aradan yıllar geçti. Kocamı arada bir gördüm o kadar. O kadını da çocuklarını da bir daha görmedim.

Kardeşlerim anamın babamın göz bebeği oldular. Onlar adam oldular. Anama babama çok da güzel hayat yaşattılar.

Ben küçük yaşta koptum onlardan beni çoktan unuttular.

Haklarını yemeyeyim benim adamın zamanında çok aradılar çok sordular ama kocam onlardan hoşlanmazdı, ben de korkumdan onlarla gidemezdim.

Ta o zamanlardan işte bir soğuklukta girmişti aramıza.

Şimdi nasıl görsünler beni, ben nasıl göreyim onları. Zalim yılları kim unutmuş ki ben unutayım, onlar hatırlasınlar. Neyi hatırlayacaklar ki…

Benim aşkım vardı ya hani!

Sevdalanmıştım, birde aileme çıkışmıştım.

“O beni ölümüne seviyor.”

Doğru demiştim de kelimenin içindekileri yanlış söylemiştim! O beni ölümüne sevmişti de ölümü bana layık görmüştü…

Neyse…

Ben ailemden oldum, onlara bunca zamandan, bunca olaydan sonra yaklaşamadım ki. Utandım…

Onların çocukları Amerika’larda okudular, benimkiler küçük yaşta çalışmaya başladılar.

Ben bir yanlış karar verdim nelere mal oldu. Hep içim acıdı. Hep kocamı özledim.”

“Bütün bu yaptıklarından sonra da onu özledin mi?”

“Özledim kızım. Çok özledim. Hiç aklımdan onlar çıkmadı. Benim kocamın başka kadını sevmesini hiç affetmedim. Gördüklerimden oldu, aç kaldım, başkalarının evlerini temizledim, kocam kızar diye ailemin yardımlarını kabul etmedim. Yinede Beddua etmedim. Allaha havale ettim.”

İşte bu içi yanan bir kadının hikâyesi…

Yıllar sonra ‘korkunun ismi değişti’ adında bir senaryo yazdım. Kumalığı işledim.

Babasından korkan kızın; evlenince kocasından ve kumasından korkmasını anlattım.

O zaman bu ablamda aklımdaydı hep. Sonra kumalığı araştırdım.

Vay kuma olanların haline!

Vay âşık oldum diye hiç düşünmeden körü körüne hareket edenlerin haline!

Vay okuyacakken okumayıp cahil kalanların haline!

Bu kadın; sadece kendine mi ziyanlık vermişti.

Ailesine vermemiş miydi?

Düşünün belirli bir yerdesiniz, kız kardeşiniz, sizin söylediklerinizi anlamıyor, onun dar bir dünya penceresi var! Onunla ne paylaşacaksınız?

Anne, baba kızlarının yalnızlığını, yokluğunu, asabi eşinden çektiklerini bilip ne kadar üzülmüşlerdir, kimbilir?

Erkek ve kızkardeşleri; güzel yaşamlarında onu düşünüp içlerinde bir eksiklik hissetmemişlermidir?

Benim burada sizlere anlattığım kumalık olayında başkalarının baskısı, örf, adet yâda töreden dolayı mecbur olunmuş bir yaşamlık değil.

Alışagelen kumalık hikâyesine de benzemiyor.

Burada katledilen ve bir insanın katledilmesine sebep olan sevgi.

Tek eksiği sevgi içindeki kutsallığın buradaki çiftlerden erkekte olmaması!

Kadın bütün güzellikleri arkada bırakıp giderken; tuttuğu elin sıcaklığına inanmış olması.

Oysa nereden bilecekti, o el bir süre sonra başka elide bu sıcaklıkta tutacak.

Olanlar sadece ona olacak.

Nereden bilebilirdi.

Bilinmesi gerekenler sanıyorum biraz yazar olmamdan kaynaklanan hali ile ahkâm kesme isteğimden olacak.

O zamanlar bilmiyordum demiştim yazımın başında, o muhakemeyi yapamamış, o abla dediğim kadının acısının şeklinin farkını; fark edememiştim. Acısı bana belkide hafif gelmişti.

Onun içinde karma acılar hali vardı. Birçok acının şekilleri, isimleri değişikti belki ama tahribatları aynıydı.

Birde erkeğinin ihaneti son nokta gibi olmuştu! Diyemiyorum.

Allah hiçbir kadına aynı evde kocasını başka bir kadınla paylaşma mecburiyetini vermesin.

Zorlukları fazlası ile yaşamış olan bu abla, zamanında annesini, babasını dinlese ne olurdu? Birde onu düşünelim mi birlikte.

Çok ağlayacaktı. Elbette. Kolay değildi, sevgilisinden ayrılacaktı.

Uzun süre kendini toparlayamayacaktı belkide.

İlk yıllında derslerine de kendini iyice veremeyecekti.

Sonra;

Unutacaktı.

Eğitimine devam edecek, meslek sahibi olacak, bir başkası ile evlenecek, kadın olduğunu her anlamda hissedecek, çocuklarını okutacak.

Eşinin başka kadın isteği olsa bile bunu kabul etmeyeckti.

Ekonomik özgürlüğü olacağından çocukları ile olacak, eşi kiminle, nerede nasıl yaşarsa yaşayacaktı.

Tabiki üzecekti. Tercihi doğru yaptığı için eğer böyle bir ihanete uğramış olsa bile bilinçli hali ile bunuda kolay atlatacaktı.

Heyhat!

Olan abla dediğim, yüzünü bile net hatırlayamadığım, acısını unutmadığım o güzel gözlü kadının yanlışında kalmış...

Nazan Şara Şatana

Hangi Yürek, Sevdiğini - Eşini Paylaşır?" haberi için yapılan yorumlar.

BENZER HABERLER

ÖNE ÇIKAN HABERLER
YORUMLAR
copyright 2013 Habermonitor.com